
Kasaba’nın nesini mi severim.
Kasabanın ne manzarası, ne mesere yeri, ne oyun alanı, ne eğlence yeri, ne spor tesisleri, ne yeşilliği, ne akarsuyu ne de belli başlı vakit geçirecek yerleri, ne iş sahaları, ne eğitim ve sağlık kurumları ile öne çıkabilecek hiçbir durumu yok. Yok da nesini severiz o zaman?
Kasaba her hali ile, bu sayılan yoklukları ile de kendine özeldir. Hacıbaba dağından karadağa uzanan sahada arazisi, havası, tozu toprağı, ekini harmanı, otu çöpü, varı yoğu, hayvanı haşatı, evi barkı, ahırı samanlığı, çatısı damı, yağmuru karı, yazı kışı, bağı bostanı, insanları da kendine özeldir. Doğup büyüdüğümüz yerdir. Kasabada biz varız, bizde de kasaba var her zaman. Kasabayı güzel yapan yaşanan zamandır, geçen hatıralardır, çocukluğumuzdur gözümüzde büyüyen. Kasabayı güzel yapan o günlerin bir daha tekrarlanamayışıdır. Hayali bile güzeldir hatıraların, düşünmesi, rüyası bile güzeldir kasabanın. “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” derken şair de geçen zamanı izaha çalışıyor. Hayalinde canlandırılan hatıraları yaşıyor. Kendimiz hayallerimizle hatıralarımızla yaşamayı yeğlediğimizde kasaba gözümüze geliyor ve mutlaka kendimizi buluyoruz orada. Eşi dostu, hısım akrabayı, arkadaşı yareni buluyoruz kasabada. Hepsi biziz oradakilerin. Hepsi eş dost, hepsi hatıradır. Her sokak her cadde her ev her komşu ayrı ayrı canlanır kasaba deyince. Yidiği içtiği ile, giydiği kıyafeti ile örfü adetiyle. Oyunlarıyla eğlencesiyle, dağıyla ovasıyla, koyunuyla kuzusuyla.
Hele gurbette olursa insan köpek ürmesi de güzeldir, eşek anırması da, at kişnemesi de, koyun kuzu melemesi de başka başka güzeldir kasabada. Sabahı başka akşamı başka, gecesi başka gündüzü başka hatıralar doludur kasaba. Kasaba dışında olda gör tozu toprağı nasıl gelir insana, akşam olup giderken gurbette, aklın kasabada, kasabada da günbatımı gözündedir her zaman. Gurbette isen Ramazan ayında aklınca da kasabadasın, bayram sabahında da kasabadasın. Mezar ziyaretinde de kasabada oluyor insan. Ezanlarda kasabada okunan ezanları ararsın gözlerinden belki de bir damla yaş gelir. Boğazın düğümlenir gurbette. Kasaba sokaklarında dolaşırsın gözünle ve sokakta kimseler yokken bile herkesle konuşursun mutlu olursun hayalinde. Kasabayı sevdiren, kasabayı unutturmayan hatıralardır. Kasabanın her hali ile gözünde unutamadığın anılardır benliğimizde bizimle birlikte yaşayan. Biz kasabaya ait kasaba da bize aittir her zaman. Şaire senin yarin pek güzel değil amma sen bütün türkülerini onun üzerine yapıyorsun demişler, O da siz benim gözümle bakın da görün demiş ya, o gibi kasaba kasabalıya özeldir. Kasabalıya güzeldir.
Kasabalı insanımız da güzeldir benim gözümde. Bir yeri güzel yapan oradakilerin güzellikleridir. İnsanlarıdır esas olan. Bir vesile ile yazıya geçtiğim ifademi tekrarlıyorum. Kasaba ve kasabalıya benim gözümle bakıldığında gözlemlerim şöyledir:
Mümkün olduğunca gururuna düşkün, kendi yağında kavrulmayı bilir, muhtaç olsa da halini bildirmez, başkasına da derdini anlatamaz, etrafını iyi gözlemler, olaylardan dersler çıkarır, faydanın zararın nereden geleceğini sezer, kulağını açıp uğultuyu dinleyip takip eder, su kurnazı, dile düşmekten çekinen, mümkün olduğunca yardımlaşan, ancak yardımı zor kabul eden, kıvrak zeka, ince mizah, çoğunluğu dobra dobra, zarara da girse doğruyu söyleyen, büyük dertlerini dillendirmeyip sabır gösteren, kin gütmeyen, kavga ve gürültüyü sevmeyen ancak şamatadan, makaraya sarmaktan hoşlanan, çoğunluğu minnet etmez edasıyla açlığını bildiremeyen yapıya sahip, kendi içimizde çok tenkit ettiğimiz halde kasaba dışında çok tutkun görünen bir topluluktur. Kendi işinde gücünde, kendi imkanlarını zorlayarak tarlasında, bağında, çardağında üretime katılan, tarımda teknik ve ileri teknolojiye ayak uydurmaya ve uygulamaya hevesli, Kasabalının cahil görünümlü edası aslında tecaülü arifandır.(cahil görünümlü bilgili). Okumuş yazmışlara dersler verecek kıvrak zeka ve olgun davranışlıdır. İkna olmadığı işi yapmaz. Gözüyle görüp sonucuyla tasdik edilmişse bir işi yapmaya koyulur. Ancak bilmediği işte ileriye atılıp da Gandallı emmi’nin durumuna düşmeyi, kendisi ile gırgır geçilmesini istemez. Dinini ve inancını yaşama gayretinde sessiz çoğunluktur.
Kasabaya atanan bir karakol komutanından dinlemiştim. Ona demişler kasaba şöyle kötü, böyle kötü, kasabalı ile başa çıkamazsın denilmiş. Komutan da korkup çekinmiş, araştırmaya başlamış, hapishanede kaç kişisi var, adliyelik icralık kaç dosyası var diye. Sonuç mükemmel. Evet ben de diyorum. Başkasına korku vermeyen insan kendisi de korkusuz olur. Hiç haksızlık yapmayan kişi kendisine de haksızlık yapılmasını istemez. Kasabalının korkusuzluğu bundandır. Korku suç işletir, korku dağları bekletir. Hırsızla tamahkar çabuk anlaşır amma sonuç felakettir. Onun için kasabalı tamahkar değildir. Riske girmek de istemez, çabuk zengin olmak gibi bir telaşesi yoktur. Herkes zengin olmayı ister ancak yüzünün kızarmasını, utanılacak bir işi istemez. Hakkına razı bu hususta beklide korkaktır. Birkaç istisna dışında birkaç sıradan asayiş vakası dışında ırz namus davası, dolandırıcılık, hileli iflas, kıtallık, aile ve sülale kavgaları, kan davaları bulunmamaktadır. Birkaç kefillikden zarar gören olmuştur. İstisna da olsa hapse düşen kadersiz insanımız olmuştur ancak nüfusa oranlandığında, zamana yayıldığında sonuç çok güzeldir. Kasabamızda adli işlemlerin yokluğu sebebiyle adliye kapatılmış ve dosyalar Karaman’a gitmiştir bu durum hizmetin de kasabadan uzaklaşması gibi görülürse de diğer tarafdan bakıldığında durumun sevindirici yönü önümüze gelmektedir. Kasabada görev yapan memur, amir, öğretmen ve sair hizmet grubu elemanları kasabada zor kaynaşmış görülse de kasabadan ayrılışlarında bu küçük beldeyi çok aradıkları ifade edilmektedir. Onların bile kasabadan ayrılınca kasaba gözlerinde büyümekte ve değerlenmektedir. Kasabada doğup büyüyen kendini buluyor kasabada, kendisi oraya ait olduğundan kasabada ona ait oluyor vazgeçmek sevmemek mümkünmü. Her kişi doğduğu yere ait. Biz de kasabaya. Selamlar. -Ali Aydilek-